Sağlık hukukunun kapsamı;

        Klinik uygulamalarda hekimin tıbbi eylemi (tıbbi uygulamaları) dolayısıyla, hekim sorumluluğu konusu ortaya çıkar. Hekimin klinik uygulamalarda sorumluluktan kurtulması için bazı kurallara uyması gerekmektedir. Eğer bu kurallara uyulmazsa tıpta hatalı uygulamalar olur.

        Sağlık hukukunun temelinde tıbbi müdahale vardır. Tıbbi müdahaleden kasıt sadece ameliyat değildir. Muayene, ilaç tedavisi, anestezi, fizik tedavi, yaraya dikiş atılması, kan alınması ve röntgen gibi işlemler de ameliyat gibi birer tıbbi müdahaledir. Sağlık hukuku düzenlemelerinin amacı, tıbbi müdahalenin gerektirdiği yoğun dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun bir biçimde davranılarak, hasta haklarının korunmasıdır. Özen ve dikkat yükümlülüğüne aykırı bir şekilde tıbbi müdahalenin hatalı gerçekleşmesi durumunda sağlık hizmeti veren hekim ve kuruluşun sorumluluğu doğmaktadır.

           Sağlık hukukundaki hatalı tıbbi müdahaleden sorumluluk sadece tıbbi müdahaleyi uygulamış olan hekimi değil, yerine göre, tıbbi müdahaleye katılan her düzeydeki sağlık personelini (hemşire, röntgen teknisyeni, anestezi uzmanı vs..) kapsamaktadır. Ayrıca tıbbi müdahalenin resmi veya özel bir sağlık kuruluşunda gerçekleşmiş olması durumunda sağlık kurumunun da sorumluluğu bulunacaktır. Bu da, yanlış tedavi sonucunda zarar gören kişinin hem yanlış tedaviyi uygulayan hekime hem de bağlı olduğu sağlık kuruluşuna karşı dava açabileceği anlamına gelmektedir.

           Bu arada hekimlerin maruz kaldığı şiddet olayları da ayrı ve önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani burada sadece hekimlerin uygulama hataları değil, aynı zamanda onlara yapılan şiddet sonucu açılacak hukuk ve ceza davaları da yine bu alandaki bir başka konudur.

      Malpraktis Davaları

    Malpraktis terimi, genel anlamda tıbbi uygulamalardan kaynaklanan olumsuz sonuçları tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır. Bu bağlamda ihmal, dikkatsizlik, bilgisizlik, beceri eksikliği ve hasta bakımında yetersizlik sonucunda ortaya çıkan tıbbi uygulama hataları “tıbbi malpraktis” kapsamında değerlendirilir ve terime daha geniş bir alam yüklenerek, hekimin mevcut şartlarda makul olan hizmet ve bakımı başaramaması, meslekte tecrübeli bir hekimin aynı şartlar altında sergileyebileceği performansı gösterememesi, normal uygulamanın gereklerinden sapması ve standartlarını düşürmesi, bundan bir zararın doğmuş olması olarak tanımlanmaktadır.

         Türkiye’de malpraktis olgularında uygulanan sistem kusura dayalı olandır. Malpraktis olgularında zarar veren kamuda görev yapıyor ise, idari yargı yoluna gidilebilmekte ve tazminat talepli davalar ancak idare aleyhine açılabilmektedir. Kamu dışında görev yapan sağlık personelinin verdikleri zararların tazmini için ise Borçlar Hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde adli yargıda tazminat davası açılabilmektedir. Tazminat davasından ayrı olarak ceza davası da açılabilmekte, idari soruşturma başlatılabilmektedir.

         Malpraktis davalarında davacı tarafından yargılama sürecindeki temel güçlüklerden biri kendisine verilen zararın davalı tarafından oluşturulduğunun kanıtlanması gerekliliğidir.

      Malpraktis olgularında yargılama süreci, suçun kanıtlanması yani tedavinin olağan istenmeyen sonuçlarının ihmalden ayırt edilmesini gerektirdiğinden uzun süreli ve sorunlu olmaktadır.

      Malpraktis olgularında, davalı tarafın sorumluluğuna hükmedilmesi, büyük ölçüde sağlık çalışanının tedavi sürecinde, davacı tarafından iddia ettiği biçimde, davalı tarafından kendisine uygulanan standart tedavinin, yasalar tarafından davalıdan beklenen standardın altında olup olmadığının belirlenmesi amaçlanır ve bir kusurun ya da hatanın söz konusu olup olmadığına hükmedilir. Tedavi süreci karmaşık bir yapılanış gösterdiğinden hata veya kusurun saptanması güçtür ve bir karara varılması uzun süreler alabilmektedir.

      Her ne kadar tanı ve tedavinin düzenlenmesi hekimin sorumluluğunda ise de; hekim tanısını doğru koymuş, tedaviyi doğru düzenlemiş olsa da tedavi yardımcı sağlık personelinin katkısıyla yürütülecektir ve bu süreçte yaşanan olumsuzluklardan bütünüyle hastanın hekimini sorumlu tutmak adil olmayacaktır. Bu durumda malpraktis davalarında yardımcı sağlık personelinin de sorumluluktaki payının değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer yönden hekim veya yardımcı sağlık personelinin çalıştığı sağlık kuruluşunun koşulları da tedavi sürecini etkilemektedir. Sağlık kuruluşunun yönetimini üstlenmiş kişilerin veya sağlık kuruluşunun tüzel kişiliğinin de zararın telafi edilmesindeki katkılarının belirlenmesi gerekir.

     Hekimin ihmal, dikkatsizlik, bilgisizlik, beceri eksikliği ve hasta bakımında yetersizlik sonucunda ortaya çıkan tıbbi uygulama hatalarından kaynaklanan malpraktis davaları ve hekimlerin uğradıkları şiddet sonucu açılacak ceza ve tazminat davalarında hukuki hizmet verilmektedir.

Paylaş: